Merhaba,
Bu ay etkili bir yönetim kurulu üyesinin hangi özelliklere sahip olması gerektiği konusunda okuduğum bir makale üzerinden kritik bir konuyu tartışacağız.
Makalenin yazarı Paul Zilz benim de 2018 yılında tamamladığım GSP (Governance Systems Professional) programının bir “mezunu” ve Governance Coach sitesinin düzenli konuklarından.
Zilz’e göre “etkili üye”,
- Kurumun Tesir İddiası’na tutkuyla bağlı,
- “Hizmetkâr Lider”[1] motivasyonuna sahip,
- Kurumun “Söz Sahipleri” ile münasebet kurma konusuna kendini adamış,
- Sistemsel ve bağlamsal düşünmeye yatkın; “büyük resmi” görebilen,
- Uzun vadeli ve stratejik düşünebilen,
- Kurumun faaliyetlerinin altında yatan değerleri idrak edebilen ve bu değerlere bağlı olarak politika üretebilen,
- Operasyonel detayları başkalarına delege edebilen,
- Fikri münakaşalara -başkalarının görüşlerine de saygı göstererek- inançlı bir şekilde katılmaya yetkin ve istekli,
- Önceden yazılı olarak belirlenmiş kriterler olmadan herhangi bir konuda yargıya varmama konusunda ısrarcı,
- Yönetim Kurulu’nun yazılı işleyiş kurallarına bağlı, alınan kararlara sadık / saygılı olmalı imiş!
Nasıl liste ama? Şimdi, bu yazıyı okurken aklınızdan hâlâ görev yaptığınız veya eskiden çalıştığınız yönetim kurullarını ve sevgili “üye arkadaşlarınızı” geçirin 🙂 Yukarıdaki kriterlere göre bir değerlendirme yapsanız 10 üzerinden ortalama kaç alırlar(dı)?
Benim notum kıttır bu yüzden geçmişte içinde bulunduğum hiçbir yönetim kuruluna -ortalama- 2,5’tan fazla not veremeyeceğim. Neden 2,5 diyeceksiniz. Açıklayayım: Yukarıdaki 1. maddeden gönül rahatlığıyla, 5. maddeden zorlayarak tam; 4. maddeden ise yarım not! İşte etti size 2,5!
Aslında “gönül rahatlığıyla” diyerek kendimi -dolayısıyla sizi de- kandırıyorum. Çünkü bir üye veya bir yönetim kurulu, kurumun “sahipleri / söz sahipleri”[2] ile münasebet kurma konusunda sınıfta kalıyorsa, bu durum “tutkuyla bağlandığı” misyonun / Tesir İddiasının doğru misyon / Tesir iddiası olduğunu da bilemeyeceği anlamına gelir. Başka bir deyişle yukarıdaki 3. kritere göre notunuz “0” ise 1. kritere göre de “0” almış olabilirsiniz, büyük olasılıkla…
Vakıf ve dernek yönetim kurullarıyla çalışırken en çok zorlandığım konu bu “sahiplik / söz sahipliği” konusunu anlatmak, sonra da üyeleri “münasebet” konusunda teşvik edebilmek. Her fırsatta tekrarladığım gibi yönetim kurulları vakıflarda mütevellileri, derneklerde ise genel kurul üyelerini genellikle seçimden seçime -veya bağış kampanyasından bağış kampanyasına- hatırlarlar. Oysa -yine her fırsatta tekrarladığım gibi- bir yönetim kurulunun en önemli vazifesi kuruma “söz sahipleri adına sahip çıkmak”tır. Bu grubun ne düşündüğünü, ne istediğini bilmeden onların adına kuruma nasıl sahip çıkabilirsiniz?
Policy Governance / İlkeli Temsil metodolojisinde bir başka önemli kavram “bilgili / bilinçli söz sahipliği”dir. Yönetim kurulu sahipler adına karar verirken “benim bilgime / kurumla ilgili tecrübeme vakıf olsalardı ne yaparlardı?” diye düşünmeli ve öyle aksiyon almalıdır. Yani bir vakfın mütevellileri veya bir derneğin üyelerinin çoğunun arzu edeceği bir faaliyet, bir tepki -kurum için- her zaman doğru faaliyet ya da tepki değildir.
Tartışmalı bir örnek vereyim: Geçtiğimiz günlerde üyesi -ve eski Genel Sekreteri- olduğum BÜMED sosyal medyada Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kadınların miras hakkı konusundaki yorumuyla ilgili -doğal olarak karşı çıkan- bir paylaşım yaptı. Üyelerin -yani söz sahiplerinin- çoğunluğunun “Helal olsun” dediğine eminim. Ben ise “Sayın Başkan”a şöyle bir mesaj yolladım:
“… bugünkü Diyanet paylaşımınızı görünce ister istemez aklım 1993 ya da 94 yılına geri gitti… O zaman YK üyesi olan … ile Derneğin çok önemli ama faaliyet alanıyla hiç ilgisi olmayan bir konuda tepki vermesi konusunda tartışmıştık. Neyse ki Yönetim Kurulu da benim ‘İsteyen bireysel tepki versin ama kurumsal tepki doğru değil’ görüşüme katıldı.
Memleketin hali ortada; her haksızlığa, saçmalığa, yanlışa BÜMED olarak karşı çıkamazsınız… Daha da önemlisi, bence, çıkmamalısınız.”
Bilmiyorum derdimi anlatabildim mi?
Kasım ayında görüşmek üzere…
[1] “Servant Leadership”, Robert K. Greenleaf’in 1970’lerde ortaya attığı ve yıllar içerisinde geliştirdiği, “geleneksel olmayan” liderlik felsefesi.
[2] Yeni okurlar için bir hatırlatma: John Carver’ın Policy Governance metodolojisinde kullanılan kelime “ownership”. Sevgili Oğuz Babüroğlu’nun çok yerinde önerisiyle Türkçeye “sahiplik” değil “söz sahipliği” olarak çevirdik.