Skip to main content

Mayıs 2026

Yazar: 19 Mayıs 2026AYDABİR

Merhaba,

Bu ay biraz teorik takılalım.

Aydabir’deki yazılar çoğunlukla yönetişim / İlkeli Temsil odaklı olsa da ara sıra STK’ların -ya da kâr amacı gütmeyen kuruluşların- içinde yaşadığı geniş evrene / “büyük resme” de eğilmemizde fayda var.

Şahsen tanışma ve birçok kez sohbet etme şansına sahip olduğum rahmetli Lester Salamon hem bilgisi hem de tevazusu ile örnek aldığım bir uzmandı. Lester’ın bizim alana kazandırdığı sayısız kavram / yaklaşım arasında benim en çok referans verdiğim konu “Philanthropic Failure”, Türkçeye -muzipçe- çevirmeye çalışırsak, “Hayrî Çuvallama” olabilir.

Lester’dan önce birçok anlı şanlı profesör hemen her ülkede bir “Üçüncü Sektör” olmasını diğer iki sektörün, yani Devlet ve özel sektörün “çuvallamasına” bağlardı. Bu arkadaşlara göre, ki çok da haksız sayılmazlardı, devlet yalnızca “ortalama seçmeni” mutlu etmeye çalıştığı için, aldığı çeşitli hizmetlerden (eğitim, kültür, sağlık) tatmin olmayan bir grup vatandaş vakıf ve dernekler yoluyla bu hizmetleri -daha nitelikli bir şekilde- sunmayı seçmişti. Özel sektör de, huyu kurusun, kâr etmeye odaklı olduğu için bazı hizmetleri hiç üretmemiş (mesela bir kere sunulduğunda herkesin ilave ücret ödemeden kullanacağı kamusal hizmetler), “güven”e dayalı bazı “asimetrik bilgi” sektörlerinde de (mesela, en başta, Sağlık Sektörü) yetersiz kalıp kâr amacı gütmeyen oluşumlara yer açmıştı.

Lester tarihsel olarak neredeyse her zaman “sivil inisiyatif”in devlet ve özel sektörün öncülü olduğunu, dolayısıyla “çuvallayan” bir aktör varsa bunun da ta kendisi olması gerektiğini savundu. Ona göre kâr amacı gütmeyen kuruluşların ve bunlardan oluşan Üçüncü Sektör’ün başarısızlığı dört başlık altında toplanabilirdi:

  1. Hayrî Amatörlük
  2. Hayrî -maddi- Yetersizlik
  3. Hayrî Özgülcülük
  4. Hayrî Ataerkillik

Bu konuyu daha derinlemesine anlamak isteyen meraklı okur Az mı Gittik, Uz mu Gittik kitabıma başvurabilir. Söz veriyorum, sıkıcı bir bölüm değil. Ben burada “maddi yetersizlik” konusunun altını çizmek istiyorum.

Dünyanın ve insanlığın karşı karşıya olduğu krizleri hayırseverlikle çözmek Lester’ın bu yaklaşımı kaleme aldığı 80’li yıllarda bile mümkün değildi. “Çoklu Krizler Çağı” olarak anılan 21. yüzyılda ise topladığınız bağışlarla veya ultra zenginlerin imaj faaliyetleri kapsamında gördükleri -varlıklarıyla kıyaslandığında- mütevazı destekleriyle gezegenimizin kanayan yaralarına çare bulmanın imkânsız olduğunu gayet iyi biliyoruz.

Peki çözüm ne? Bernie Sanders’ın -ve daha bir sürü hak savunucusunun- kulakları çınlasın: “Tax the rich!”. Yani zenginler doğru dürüst vergi ödesin! Yeter mi? Tabii ki yetmez; devletler de bu kaynağı akılcı / bilimsel / adil bir şekilde harcasın.

Amin.

Haziran ayında görüşmek üzere…