Merhaba,
Mayıs ayında -ucundan- teoriye girmiştik. Birkaç olumlu geri dönüş oldu, yani devam…
Yine Lester Salomon ile başlayayım. Üstat, sıkça referans verdiğim bir yayınında, Üçüncü Sektör ya da Sivil Toplumu tanımlamak için kullanılan birçok ismin sıkıntılı olduğunu söyler. Mesela, oldukça rağbet gören “Gönüllü Sektör” (Voluntary Sector) tanımı sıkıntılıdır çünkü hiçbir gönüllüsü olmayan binlerce sivil toplum kuruluşu vardır. Aynı şekilde “Kâr Amacı Gütmeyen Sektör” tanımı da sıkıntılıdır. Açıklayalım:
“Kâr”ın basit tanımının gelir ve gider arasındaki -gelir lehine- fark olduğunu söyleyebilir miyiz? Eğer böyleyse, “kâr amacı gütmemek” iki anlama gelebilir: Bilerek ve isteyerek sürekli zarar etmek ya da -mucizevi bir şekilde- sürekli finansal başa baş noktasını yakalamak. Her iki seçeneğin de mümkün olamayacağı / sürdürülemeyeceği kesindir. Öyleyse bu tanım neden bu kadar rağbet görmektedir? Yoksa tanımın işaret ettiği nitelik başka bir nitelik midir?
Aynen öyle. Burada kastedilen şey kâr edilmemesi değil, elde edilen kârın dağıtılmamasıdır, Anglo-Saxon hukuk diliyle söylersek “non-distribution constraint”, yani “kâr dağıtma kısıtı”.
Bir başka üstat Henry Hansmann bu konuyu derinleştiren ve “non-distribution constraint”in yanında bir başka çok önemli kavramı daha sivil toplum literatürüne kazandıran kişidir: “Fair compensation constraint”, Türkçe söylemeye çalışırsak “adil ücretlendirme kısıtı”.
Yanlış anlaşılmasın, her ne kadar çok önemli olsa da -ve maalesef çok göz ardı edilse de- bu tanımla işaret edilen husus çalışanların emeklerinin adil karşılığını almaları değil fahiş bir ücret almamalarıdır. Neden? Bunu da açıklayalım: Bizde örneği çok olmasa da özellikle ABD’de “Üçüncü Sektör Müteşebbisleri” diye bir grup insanla karşılaşırsınız. Bunlar yürekten inandıkları sosyal bir konuya katkı sağlamak için kâr amacı gütmeyen bir kuruluş kuran ve bu kuruluşu yöneten bağımsız yönetim kuruluna bağlı bir şekilde, profesyonel olarak çalışan kişilerdir. Tahmin edeceğiniz gibi bu modelin yumuşak karnı Kurucu Profesyonel ile Yönetim Kurulu arasında oluşabilecek ciddi görüş ayrılıkları ve bunun neticesinde kurumda yaşanabileceklerdir.
Bizim bu modeli ele almamızın nedeni şu: Bir kişi bir sivil toplum örgütü kurar, kendisi orada profesyonel yönetici olarak çalışır ve piyasa koşullarının çok üstünde bir ücret alırsa ne olur? Olan şey “adil ücretlendirme kısıtı”nın suistimal edilmesi ve hatta, bu şekilde “kâr dağıtmama kısıtı”nın da tabir yerindeyse by-pass edilmesidir.
Yıllar, yıllar önce, çok sevdiğim, çok saygı duyduğum bir hukukçu, danışmanlığını yaptığı vakıfta (vakfın özel bir hastanesi vardı) kurucu başkanın ve oğlunun hastane ile ilgili birçok komisyon kurup kendilerini de bu komisyonlara başkan olarak atadıklarını ve her ay müthiş bir “huzur hakkı” geliri elde ettiklerini öğrendiğini ve buna çok şaşırdığını söylemişti. Hiç unutmadım.
Aydabir’lerin sadık okurları yılda bir ay izin kullandığımı biliyorlar. Öncelikle onların affına sığınarak, bu yıl itibarıyla, yaz iznimi iki aya çıkarmak istiyorum 🙂
Eylül ayında görüşmek üzere,